22 Şubat 2019 Cuma
Son Haberler

Kayyım çözmez, çünkü atı alan Üsküdar’ı geçti – Teslim Töre

Erdoğan gelmiş geçmiş diktatörlerin en beceriksiz olanı. Aynı beceriksizlikle Suriye’de henüz iç savaş çıkmamışken Esat’la “kardeş” oldu. Ortak hükümet kurdu. İç savaş çıkınca da gidip Emevi Camisi’nde namaz kılacağını söyledi.

Beşar Esat’a “Eset git” dedi, Suriye’nin düşmesine defalarca iki üç haftalık süreler biçti. Suriyeli göçmenleri “nasıl olsa birkaç gün ya da haftaya dönerler” diyerek önce Türkiye’ye davet etti, sonra baktı süre uzayacak bu sefer de “uçaklara, gemilere bindirir Avrupa’ya gönderirim” diyerek AB’yi tehdit etti. AB’ye “hey heyler” çekerek köprüleri attı. Ekonomisi krize girdikten sonra da Almanya’ya gidip, aman diledi, rezaletin binini bir paraya çıkarttı. ABD’li rahibi önce “al papazı ver papazı” diyerek PKK ve Fethullah Gülen ajanlığı yaptığı gerekçesi ile hapse koydu, “bu can bu tendeyken o oradan çıkamaz” dedi. Aynı şeyi Alman gazeteci için yaptı. Şimdi dönüp geriye bakınca bu yaptıklarının tümünün kendi aleyhine sonuçlandığını görüyorsunuz.

Esat’la kurmuş olduğu “kardeşliği” bozarak düşmanlığa dönüştürdü. Emevi Camisi’nde namaz kılma vuslatı ahirete kaldı. ‘’Git’’ dediği Esat iç savaşın galibi oldu. Şimdi Erdoğan’ın Suriye’den çıkmasını istiyor. Amerikalı papaz desen Erdoğan’ın ’’al papazı ver papazı’’ söyleminin aksine ABD herhangi bir ‘’papaz‘’ vermeden kendi papazını alarak ülkesine götürdü. Almanya da aynı şeyi yaptı Alman gazeteciyi de ajanlıkla suçlamış, ’’ben bu mevkideyken o oradan çıkamaz’’ demişti. Ama o da çıktı ve Almanya’ya döndü. Erdoğan bu konularda olduğu gibi Kürt konusunda da benzer şeyler yaptı. Diyarbakır’a geldi, Diyarbakır meydanında ‘’Kürt sorunu benim sorunum, onu ben çözeceğim’’ dedi. Devamında Apo’yu devreye soktu. Apo’nun yol haritasını aldı. ‘’Çözüm süreci, milli mütabakat çözümü‘’ vb. gibi laflar ederek Kürt sorununu barışçıl yöntemlerle çözmeyi planladı. Böylece Kürt sorununa ülke içinde önemli bir meşruiyet kazandırdı. PKK ile çeşitli pazarlıklar yaptı. APO kanalıyla barış planlarının hazırlanmasını sağladı. Büyük bir hızla ve iştahla bunları yaparken aniden geriye çark edip ‘’ne barışı, barış falan yok‘’ diyerek Kürtleri düşman ilan etti.

Ve o gün, bu gün Kürt düşmanlığını zirveye çıkarttı.

T.C. kurulduğundan beri hiç ama hiç Kürt dostu olmadı. Kürtlere, sosyalistlere, Alevilere düşman bir zeminde hareket etti. Gelmiş geçmiş bütün T.C. yöneticileri Kürt düşmanlığını her zaman başa koydular. Ama Erdoğan Kürtlerin en büyük düşmanı oldu. Her koşulda Kürtleri bitirmeyi, onlara hiçbir hayat hakkı tanımamayı kendine temel prensip edindi. Kürt düşmanlığında kullandığı başka bir olgu da kayyım ataması oldu. Anayasa, yasa vb. gibi hiçbir şeyi zaten tanımıyor. Sorun Kürtler olunca yasa, anayasa vb. gibi şeyler tümüyle gereksiz hale geliyor. Onları gereksiz hale getirerek Kürt belediyelere kayyım atamakla yetinmiyor, önümüzdeki yerel seçimlerden sonra HDP’nin kazanacağı belediyelere de kayyım atayacağını söylüyor. Söylemekle kalmıyor, yapacağını da kesin bir dille ifade ediyor. Aslında yapmaması için de hiçbir neden yoktur. Çünkü yasa da Erdoğan, anayasa da Erdoğan, hukuk da, adalet de her şey Erdoğan.

Bu kadar yetkiye sahip olan Erdoğan’ın kayyım atamasından daha kolay hiçbir şey olamaz. Kayyım atamasını yapmaya yapar ama sonu nasıl bir hüsranla biter, onu kestiremiyor.

Her şeyden önce Kürtler yüz yıl öncesi Kürtler değiller. Yüz yıl öncesinde Kürdistan dört ülke arasında parçalara ayrılırken dönemin emperyalist güçlerinden hiçbirisi böylesi bir bölünmeye itiraz etmediği gibi engel olmaya da kalkmadılar. Çünkü Kürtler o dönemde henüz bir ulus olarak diğer uluslarla ve tabi ki de emperyalistlerle karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki kurma pozisyonunda değillerdi. O nedenle dört devlet Kürdistan’ı kendi arasında pay ederken; Fransız, İngiliz gibi dönemin emperyalistleri de sessiz kaldı. Hatta onay verdiler. Kürtlerin o dönemde kendisinden başka ülkelerle de karşılıklı çıkara dayalı bir pozisyon olmadığı için dünyada yapayalnızlardı. O nedenle de leş kuşları dört devlet tarafından parçalandı, bölündüler. Ama bugün Kürtlerin durumu yüz yıl öncesi gibi değil. Artık Kürtlerin çıkarı başka ülkelerin çıkarıyla da çakışıyor.

Geçmişte Irak Kürdistanı’nda ABD açık açık Kürtlere destek verdi. Kürtlerin yaşadığı bölgeyi uçuşa yasak ilan etti dolayısıyla da Kürtleri Saddam’ın şerrinden uzak tuttu. Barzani yönetiminin Kürt halkının çıkarına denk düşecek dış politika üretip üretmediği ayrı bir konu olmakla birlikte kendisini koruyan, kollayan ABD ile birlikte doğru dürüst bir ilişki kuramadığı, bağımsızlık referandumunda kendiliğinden açığa çıktı. Barzani ve Talabani birleşerek bir Kürt ulusu yaratmak yerine her biri payına düşen Kürt topraklarından bir kısmının üzerine çöreklenerek, birleşik Kürdistan yaratmak yerine bölünmüş bir Kürdistan yarattılar. Bölünmüş bir Kürdistan yaratmakla kalmadılar, Celal Talabani üzerine egemenlik kurduğu toprakları İran sermayesine, Barzani de üzerinde egemen olduğu toprakları Erdoğan Türkiye’sine açarak Güney Kürdistan’ı köpekbalıklarına yem haline getirdiler. Böylece her iki gücünde ne itibarı kaldı ne de Kürdistan’ı dünya ulusunun bir üyesi haline getirme perspektifleri oldu.

Kürt ulusu Barzani ve Talabani tarafından dünya uluslarından kopartılarak varlığıyla yokluğu pek farkedilmeyen bir ulus konumuna sokuldu.Ama neyse ki Kürt ulusu bu iki fraksiyondan ibaret değildi. Kuzey Kürdistan’da Apo doğdu, demokratik ulus kuramıyla Kürt ulusuna bir kuram bir de ona bağlı bir perspektif sundu. Apo’nun üretmiş olduğu kuram ve perspektif kendini en çok Suriye iç savaşıyla doğmuş olan Rojova devrimiyle ifade etti. Böylece Kürt ulusu dünya uluslarına hem tarihsel ve toplumsal sürecini doldurmuş olan ulusal modernizenin yerine bir demokratik ulus perspektifi sunmuş oldu, hem de yeni bir uluslaşmanın sürecine işaret etti. Rojova devrimi bu kuram ve perspektifiyle birlikte insan toplumunun bünyesinde kendine yer edindi. Rojova devrimi süreç içerisinde Kuzey Suriye demokratik yönetimine büyüyerek hem birçok ulusun ulusal kurtuluşunun perspektifi haline geldi hem de insan toplumu nezdindeki mümtaz yerini aldı. Kuzey Suriye’de kurulmuş olan toplumsal sistem Suriye halkının önemli bölümünün ilgisini çekti. Süryani, Ermeni, Türkmen gibi ulusal azınlıkların ise kurtuluşu anlamına geldi. Bütün bunların yanında ABD emperyalizminin ilgisini de çekti. Çünkü Kürtler Rojova devrimini Kuzey Suriye yapılanmasına büyütmekle başka devletlerle de çıkar ilişkisi temelinde diplomasi geliştirmenin olanaklarını yakaladı.

Evet, ABD emperyalizmi Kürtler için güvenilir bir dost değil. Kürtleri ne zaman yüz üstü bırakacağı hiç belli olmaz. Ama belli olan bir şey var ki, o da Amerika’nın kendi çıkarlarıdır. ABD Kürtlerle ilişkisini devam ettirdiği sürece Kürtlerden yararlanacaksa, Kürtler de ABD ile olan ilişkilerini devam ettirdikçe ABD’den yararlanacaksa bu ilişki devam edecek demektir. Demektir çünkü ABD nasıl kendi çıkarları temelinde Kürtlerle bir ilişki geliştiriyorsa artık Kürtler de aynı minval üzere ABD ile ilişkilerini geliştirir ve sürdürürler. Kürtler ABD’nin çıkarına denk düştükçe ABD Kürtleri ne terk eder ne de onlara zarar verecek eylemde bulunur. Belirtmem gerekir ki Kürtler geldikleri noktada yüz yıl öncesinin Kürtleri gibi çıkar ilişkileri temelinde bağ kuramaz konumda değiller. Kürtler sadece ABD’nin de değil, Fransa ve İngiltere’nin de ilgisini çekmektedirler. İngiltere ve Fransa da ABD’nin Kürtlerden uzak durması halinde Kürtlere yaklaşacaklarının sinyalini veriyorlar.

Rojova Kürtleri gelinen noktada ABD’nin dilediği zaman bırakacağı, dilediği zaman yanında duracağı bir konumu çoktan aştılar.Rojovalı Kürtler artık çıkar ilişkisi itibarıyla bir aktör konumuna gelmişlerdir. Bu bağlamda güçlü bir diplomasi ağı da yaratmışlardır. Kürt sorununun kazanmış olduğu bu boyut itibarıyla Erdoğan’ın yapması gereken bir tek şey kalmıştır: Kürt ulusuyla diyalog kurmak, barışçıl yollarla çözüm üretmektir. Kayyım atayarak Kürtlerin geleceğini karartacağını sanması Erdoğan için sadece zararlı değil tehlikeli de olacaktır. Bir yandan kayyım tehdidi, bir yandan Fırat’ın doğusunu işgal girişimi hazırlıkları Erdoğan’ın geleceğini karartacaktır. ABD çıkarlarını İsrail’in çıkarlarıyla birlikte Rojova Kürtlerinin geleceğine bağlamış durumda. Bu bağların hiçbirisi karşılıksız değil. Rojova Kürtlerinin tümüne yönelik bir karşılığı var. Erdoğan’ın Kürt düşmanlığını bugünkü boyutuyla devam ettirmesi Erdoğan’a hiç iyi bir gelecek vadetmeyecektir. Çünkü 21. yüzyıl Kürt ulusunun yüzyılı olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın, beklemesini bilenler göreceklerdir.

Teslim TÖRE
14 Ekim 2018

Teslim Töre kimdir?

1939’da Malatya- Akçadağ ilçesinin Gölpınar köyünde doğdu. 1963’de Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) üye oldu. 1965’de Akçadağ İlçe Başkanlığına seçildi. Aynı sürede, Malatya da çıkartılan yerel gazete (Haşhaş) de baş muhabirlik yaptı. Yazmış olduğu yazılardan dolayı yargılandı. 1971’ de devlet sistemine karşı Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşuna katkı sağladı ve içinde yer aldı. THKO’nun 1971 Mayıs’ında Adıyaman bölgesinin Nurhak dağlarında ağır darbe alıp, dağılmasından sonra, yasa dışı yollarla Suriye’ye geçerek, Şam’daki Filistin Kurtuluş Örgütü ile (FKÖ) ilişkiye geçti. 1 Mayıs 1980’ de THKO/MB yapmış olduğu Kongre ile, Türkiye Komünist Emek Partisi’ni (TKEP) kurarak kendini fes etti. Türkiye’de yapılan TKEP’ inin bu kuruluş kongresinde, Teslim Töre, TKEP’ nin Genel Sekreterliğine seçildi. Birleşik Sosyalist Parti’nin (BSP) kuruluşunda, kurucu üye olarak yer aldı. BSP’ nin Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ile 1994’de ittifak yaparak oluşturmuş olduğu seçim platformunun milletvekili adayı olarak Gaziantep’ de seçime katıldı. Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) nin kurucu üyesi oldu. 2003 tarihinde İsviçre’ye gelerek iltica talebinde bulundu. Töre, hâlâ İsviçre’de yaşam sürdürmektedir.

Okumadan Geçme

Soylu cinsel tacizde bulunan polisi savundu

ANKARA – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yaptığı açıklamada, polisin cinsel tacizine sahip çıkarak, “‘Babası FETÖ’den ihraç, …

Bir Cevap Yazın